İnsan Ahlaki Bir Varlık Mıdır? Çoban Gyges’in Hikayesi

İnsan gerçekten içinden geldiği için mi doğru olanı seçer? Yoksa dışlanma ve cezalandırma korkusu mu onu doğruyu seçmeye iter? Yalnız kaldığında ya da denetim ve otoritenin azaldığı kaos ortamlarında da doğru ve ahlaklı kalabilir mi? Bu durumun böyle olmadığını günümüz dünyasında yaşanan ve yaşanmaya devam eden yüzlerce olayla açıklayabiliriz ama gelin biz Gygas’ın yüzüğü üzerinden insanın özünde ahlaklı olup olmadığını inceleyelim.

Gyges’in Yüzüğü hikayesi, Platon’un “Devlet” adlı eserinde yer alan bir felsefi alegoridir, Lydia Krallığı’nda yaşayan Gyges adlı bir çobanın başından geçen olaylar anlatılmaktadır. Bir gün, Gyges büyük bir ovada çobanlık yaptığı sırada yaşanan deprem sonucu ortaya çıkan bir mağara keşfeder. Bu mağara ölü askerlerin cesetleriyle dolu bir mezardır. Gyges, bu mezarın içinde bir yüzük bulur, yüzüğün özelliği ise sahibini görünmez kılmasıdır. Gyges, yüzüğü taktığında toplumun denetiminden kaçabilir ve gizli eylemler gerçekleştirebilir hale gelir.

Gyges yüzüğün gücünü kullanarak,yaşadığı ülkenin kraliçesini baştan çıkarır, gizli bir ilişki kurmaya başlarlar. Kraliçe, bu ilişki sonucunda Gyges’i kral yapmaya karar verir. Gyges ise kralı öldürerek tahta geçer ve Lydia Krallığı’nın yeni hükümdarı olur. Bu noktada, hikaye adalet, iktidar ve insan doğası konularına dikkat çekmektedir.

Platon’un bu hikayeyi kullanma amacı, insanların adaleti sadece dışsal faktörlerin denetlemesiyle değil, içsel karakter ve etik değerlerle de ilişkilendirdiğini belirtmektir. Gyges’in yüzüğü takarak görünmez hale geldiğinde, toplumsal ve ahlaki kurallara uyma gerekliliğini göz ardı etmesine neden olur. Hikaye, güç elde eden insanların nasıl kötü niyetli olabileceğini ve adaleti nasıl çiğneyebileceğini anlatarak, bireylerin karakter ve ahlaki değerlerinin önemini vurgular. Tıpkı Kant’ın ödev ahlakı olarak nitlelendirdiği yaklaşımı ile bağdaştırabiliriz bu hikayeyi. Yani adalet ve doğruluk kendi içinde ulsşılması gereken bir amaç değil başka amaçlara ulaşmak için kullanılan bir araç olarak kullanılmaktadır.

Sokrates için adalet ölçüm , uyum ve dengedir yani herkesin yaratılışına uygun olan işi yapması ve başkasının işine karıştırılmamadır. Toplumun üç sınıfa ayrıldığını savunur ve onun için devletin yıkımını getirecek olan şey bu üç sınıfın birbirine karışması olacaktır. Sokrates’e göre en büyük yanlış uyum ve dengeyi bozmaktır , kendi sınıfının dışında olan başka bir sınıfın işlerine karışmaktır. Sokrates’in hiyerarşisinde en tepeke akıl ve bilgeliği temsil eden yöneticiler onun altında cesareti temsil eden koruyucular onların altında iştahı temsil eden halk yani üreticiler bulunmaktadır. Bu devletin adil olması demek aklı temsil eden yöneticilerin önderliğinde üç sınıfın birlikte oragnize bir şekilde çalışmasıdır tıpkı bir çarkın dişlileri gibi. Bu anlayışa göre üretici sınıfı yönetimde hak iddia etmemelidir. İnsan ruhu akıl cesaret ve iştahtan oluşmaktadır, ruhun bu üç parça uyum içinde olmalıdır insan öfke ve iştahını aklı ile dengelemelidir.Bu anlayış ve yönetim şekli ise hem o dönemin Atina demokrasisine hem de günümüz deokrasinin oldukça farklıdır.

Platon a göre de devlet yönetimi iştahı doğrultusunda hareket eden halka değil aklı doğrultusunda hareket eden kral filozoflara verilmedilir bu sebeple hiyerarşinin en tepesinde filozof krallar bulunmaktadır. Sokrates’e benzer şekilde Platon’da Atina Demokrasi’sine tepki gösteren ve eleştiren bir filozoftur, demokrasi fikrine karşıdır, bu tutumunun temelini oluşturan düşüncelerinin yanı sıra esas nedenlerden birisi bu demokrasinin Sokrates’i ölüme mahkum etmesidir. Sokrates gençleri dinden çıkardığı ve ateizme yönlendirdiği düşüncesi ile Atina demokrasisi tarafından ölüme mahkum edilmiş ve Baldıran zehri içerek ölmüştür. İslam felsefesinde Batı’ya gönderilmiş bir Nebi olarak görülen ve o dönemin en bilge insanı olan Sokrates’in bu şekilde ölüme mahkum edilmesi Platon’un hayatında önemli bir dönüm noktasıdır, Devlet kitabını da bu demokrasiye bir tepki olarak yazdığı düşünülmektedir.

Yorum bırakın