
“Nasıl manzara resmi yapanlar dağların ve yüksek yerlerin yapısını gözlemlemek için ovada alçak bir konumda duruyor ve alçak yerlerin yapısını gözlemlemek için dağların tepesine çıkıyorlarsa, aynı şekilde halkların yapısını iyi tanımak için prens olmak ve prenslerin yapısını iyi tanımak için de halktan birisi olmak gerekir“ Niccolo Machiavelli*
Lorenzo Medici’ye ithafen Niccolo Machiavelli tarafından yazılmış olan Prens kitabı bize siyasetin ve yöneticilik kavramının bambaşka bir yüzünü gösterir, yönetilenin de yöneticinin de insan olduğu gerçeğini birçok örnekle okuyucuya açıklamaktadır. Siyaset kuramı ve felsefesinde ideal devlet üzerine yazılmış sayısız çalışma bulunur bu çalışmalarda en çok atıf yapılan temel kuramlardan biri ise Platon’un ideal devlet kuramıdır. Bu görüş yüzyıllar boyunca birçok filozof ve düşünür tarafından savunulmuştur, ideal devlet kuramında yöneticiler filozof krallardır ve bu krallar kendilerini Tanrı katında görmektedirler. Kendilerini Tanrısal olarak gören bu filozoflar var olan gerçeği olduğu gibi kabul etmemekte olması gerektiği gibi değerlendirerek düşünmektedirler tam da bu noktada insan olmanın gerçeği ile çelişen bir durum ortaya çıkar. Çünkü bu bakış açısı bir mükemmel insan tanımının gerekliliğini beraberinde getirir ancak insan yapısı itibariyle kusurlu olandır ve etik siyaset anlayışı yani ideal devlet üzerinden kurulan ve büyüyen bir yaklaşım insan doğası gereği uygulanabilir değildir.
İnsan doğasına uygun bir yönetim yapısı insanın nasıl olması gerektiği fikri üzerinden değil insanın mevcut varlığı ve yapısı üzerinden geliştirilmeli ve uygulanmalıdır. Doğası gereği insan bir mükemmellik düzeyine ulaşamaz , bu onun kendi seçimi değil ona verilmiş olan, yaratılışından gelen bir gerçekliktir o sebeple eksik, kusurlu ve karmaşık yanları onun kötü yanı olarak görülmekten ziyade kabul edilmesi olan bir gerçekliktir, yargılamak ya da bu durumu kötülemek gerçeği değiştimemekle beraber bir yanılgı da yaratır. Ancak siyaset felsefecilerinin büyük çoğunluğu Machiavelli’ye kadar yönetim ve ahlaki temellerin yakın ilişki içerisinde olduğunu ve yöneticinin ahlaki açıdan kusursuza yakın olması sonucu meşru bir hükümetin ortaya çıkacağını savunmuştur, geleneksel etik ilekelerin uygulanması gerektiği görüşü kendi aralarında oldukça hakimdir. Makyavelizm ise bu görüşlerin tam tersini savunmaktadır, ona göre güç ve otorite doğrudan ilişkilidir ve ahlaklı-iyi bir yönetimi benimsemek gücün garantisi değildir bu sebeple hükümdarın görevini uzun yıllar sürdürmesi için iyi ve ahlaklı olması gerekmemektedir , tek kaygısı iktidarı elinde tutmak ve sürdürmektir. Hükümdarın ana amacı iyi ve ahlaklı bir toplum kurmak değildir, uzun yıllar boyunca kendi iktidar yapısını korumaktır, soğukkanlı olmalı olmayanı olmuş gibi göstermeli ve bencil olmalıdır. Burada bencil olma kavramı en başta olumsuz bir durum gibi gözükse de hükümdarın iktidarını sürdürebilmesi için elzemdir çünkü bencil bir halkı yönetirken bencil olmayan bir hükümdarın gücünü koruması mümkün değildir. Bu konuyu sadece Prens isimli kitabında işlemez aynı zamanda Savaş Sanatı isimli kitabında da siyasetin bir savaş olduğunu ve savaşta geleneksel ahlak kurallarının işlediği bir bölgenin olmadığını yazmıştır. Machiavelli’ye göre sadece ahlak kuralları etrafında bir yönetim benimsemek o ülkeyi bir noktadan sonra yıkıma götürür bu sebeple bilge bir prens gerektiğinde ahlak dışı eylemlerde de bulunabilmelidir ancak bu yaptığı eylemleri dışarıya yansıtacağı anlamına gelmez çünkü Prens ne kadar ahlak dışı bir eylemde bulunmuş olursa olsun bunu dışarıya asla yansıtmamalıdır. Onun önceliği kalıcı bir siyasi yapı inşa etmek ve istikrarı sağlamaktır, iyi yönetici sadece itibarı ile ilgilenmemli doğru zamanda doğru eylemlerde bulunmak için hazırlanmalı , tarihe bakarak geleceğe yön verebilmelidir. Hükümdar hem sevilen hem de korkulan kişi olmak zorundadır ancak bu yaklaşımda gerçeklikten uzak kalacaktır çünkü her iki tutumunda aynı anda benimsenmesi doğru değildir ve bu ayrıma gelindiğinde çok sevilen olmak yerine çok korkulan olmak daha uzun bir iktidar süreci ve hakimiyet sağlayacaktır. Burada korkulan lider yanında getirdiği kural ve ceza sistemi ile iktidarını uzun süre sürdürebilir. İnsanlar yapıları gereği sınırları severler ve bu sınırlarda mutlu olurlar, tıpkı çocuklar gibi.
Machiavelli iktidarı hayvanlar üzerinden de açıklamaktadır burada aslan ve tilkiyi örnek gösterir. Aslan güçlüdür,heybetli ve atılgandır ancak tuzakları göremez; tilki ise kurnazdır, kendisine kurulan tuzakları görür, hızlıdır ancak güçlü değildir bu sebeple Prens hem tilki hem de aslan olmalıdır. Aynı zamanda Prens kendi siyasal sitemini kurarken bunu güvendiği kişilerle paylaşmamalı kendi bireysel sırrı olarak düzeninin temel taşlarını, kendine has yönlerini gizlemelidir, kimseye asla güvenmemelidir.
Görüldüğü üzere Machiavelli’nin Prens isimli eseri ilk realist siyasi yaklaşımdır, insanın ne olması gerektiği (ought to be) ile değil ne olduğu (is) ile ilgilenmiştir. İadelist yaklaşımlar ile ahlakın temelinde bir devletin yükselmeyeceğini bildiğinden güçlü devlet-filozof kral yaklaşımının karşısında durmuştur. Bugğnde teknolojinin ve modern çağın içinde yaşadığımız bu dünya üzerinde ne bir filozof kral vardır ne de bir ideal devlet o sebeple Prens siyaset felsefesinde devrim niteliğinde bir eserdir, mükemmel – filozof kral yaklaşımını önemli ölçüde etkilemiştir.
Mükemmel insana ulaşma hedefi beyaz kargayı aramaya benzer, asla kazanılamayacak bir savaş gibidir.
Machiavelli’nin savunduğu fikirlerin temeli Rönesans doğalcılığına dayanmaktadır. Örneğin birçoğumuz Platon, Epiktetos ya da Sokrates’in eserlerini okuduğumuz da bahsettikleri konuların ve tutumlarının bize çok yakın olduğunu görürüz , hatta bazılarımız bu kitap benim için yazılmış diye bile düşünebilir bunun sebebi bu yazarların ya da filozofların kendilerinden sonraki yüzyılları tahmin etmelerinden kaynaklanmaz bunun sebebi insanın özünün değişmemesidir, biz insanların doğası gereği değişmeyen ve değiştirilemeyen özellikleri vardır bu yüzden insanlık tarihinde insanın özüne ilişkin kayda değer bir değişiklik yaşanmamıştır.
Hiçbir savaş, hiçbir kayıp insanın içindeki öldürme arzusunu bitirmemiş, atılan hiçbir bomba tüm savaşları sona erdirememiştir, bunun aksine bugün de görüldüğü üzere çok kutuplu bir dünya oluşmuş ve devletleri güvenlik tedbiri altında silahlanma yarışına sokmuştur. Aslında bu açıdan bakıldığında karamsar bir durum olarak gözükse de çözüm odaklı bakıldığında insanın olumsuz yanlarının çok kolay saptanabileceğini de göstermektedir, bir toplum belli bir konu hakkında hassaiyet gösteriyorsa ya da bir davranışı şiddetle cezalandırıyorsa ve bu tutum hiç değişmeden geleneklerle aktarılarak yeni nesillerde de vücut buluyorsa bu artık o topluma özgü karakteristik bir özellik olarak saptanabilir ve sorun çıkmadan çözme ya da aynı noktadan bastırma ile o toplum kontrol altına alınabilir. Özetle geçmişte aynı davranışları göstermiş ve şu anda da bu davranışları göstermeye devam eden toplumlar gelecekte de aynı davranışı gösterecektir, yönetici/Kral/Prens o halkın bu özelliğini saptamış ise kendi yönetim taktiklerini de bu ölçüde şekillendirebilir. Machiavelli felsefenin temellerini atmış olan Platon ve Aristoteles’in metafizik tutumundan ya da idealist diyalektik tutumlarından farklı bir yol benimsemiştir, tarihsel örnekler aracılığıyla gelecekte yaşanabilecek olayları kontrol altına alma fikrini benimsemiş ve savunmuştur. Machiavelli bir başka eserinde bu görüşünü şu şekilde açıklamaktadır;
“Nasıl yaşanması gerekenle gerçekten yaşanan arasında öyle büyük bir ayrım vardır ki var olan yerine olması gerekenin peşine düşen kişi, kurtuluşunu değil yıkımını öğrenmiş olur” der.
Filozof burada var olması gereken (ougt to be) ile var olan (is) arasındaki yaklaşımın farkını ortaya koymaktadır. Bunu halkaların yaşam ve yönetim biçimleri üzerinden de örneklendirir. Yukarıda yıkımını öğrenmiş olandan anlatılmak istenen şudur; bir olay karşısında olayı yaşandığı şekli ile değil yaşanması gerektiği şekli ile ele alan idealist tutum benimseyen yönetici kendi yıkımını hazırlar çünkü burada realist davranmaz, gerçek bir lider pragmatik bir yaklaşım sergilemeli ayakları yere basmalıdır, ütopyacı bir tavır takınmak burada çözüm getirmemekle beraber kötü bir gidişatın temelini atabilir ya da mevcut problemin daha çok büyümesini sağlar ve Prensin yönetimini sona erdirir. Pragmatist yaklaşımın benimsenmesinin altında ise devlet yönetimi ile ilgili tavsiyelerini sunmaya başlar; bir devletin iyi bir orduya ve iyi yasalara ihtiyacının olduğunu savunur. Özellikle İtalya’nın yıkımından paralı askerleri sorumlu tuttuğu için Prense sadık, yönetimin bizzat kendisinin oluşturduğu bir ordu kurulmasını önerir. Çünkü paralı askerlerle kurulmuş bir ordu Prensin hiçbir zaman tam olarak güvende olamayacağı bir ordudur, her zaman gücünü kaybetme riskini taşımaktadır.
Bilge bir Prens başkalarının ordularıyla zafer kazanmaktansa kendi ordusuyla yenilmeyi arzu edendir.
05.08.2023
Rana TAĞIL