Foucault ve Bentham Dinamikleri ile İktidar Güç ve Hegemonya Üzerine-2

Panoptikon; Bütünü gözetlemek, Bentham tarafından tasarlanmış bir model olmakla beraber görülmeden gözetim altında tutan modern hapishane sistemidir. Dönemin geniş kitlelerini kontrol altına alma felsefesidir. Bentham’ın Panoktikon kuramı Foucault’un eserlerinde de genişçe yer almaktadır, Foucault bu kuramı Avrupa’da veba salgını döneminde alınan tedbirler üzerinden açıklar. Tüm bu tedbirler ve gözetleme mekanizmaları, sürekli gözlendikleri ve kontrol edildikleri bilincinin toplumda yayılmasına ve bir noktadan sonra gözetme eylemi bırakılsa bile fark etmemelerine yol açar. Bir kere bu sisteme alışmış olanlar sanki sürekli gözetleniyormuş ve kontrol ediliyormuş gibi yaşamaya devam ederler. Bu durum bize modern iktidarın yönetme ve kontrol sağlama şeklinin toplum tabanında nasıl yayıldığını ve iktidar/yönetme politikalarının büründüğü yeni hali bize göstermektedir.

Panoptikon çoğunluğun azınlığı izlediği ve denetlediği bir sistemdir, Bentham bunu hapishane modeli üzerinden açıklamış Foucault ise bu hapishane sistemini günümüz okul,fabrika gibi toplumun çoğunluğunun içinde bulunduğu eğitim, çalışma alanları ve sosyal hayat ile özdeşleştirmiştir. Burada hapishane modeli üzerinden basitçe açıklamamız gerekirse Bentham’a göre hapishanenin merkezinde bir kule yer alır ve gözetleyen kişi bu kulededir. Kule çevresinde hücrelere bölünmüş dairelerde mahkumlar bulunmaktadır, bu mahkumların iki penceresi bulunur bu pencerelerden biri direk kulenin içine bakar ve kuledeki gözetçi tarafından bu pencereden izlenmektedir. Diğer pencere ise kulenin dışına bakmaktadır, gözetleyen kişi her bir mahkumu görebilirken mahkumlar asla gözetmen kişiyi görememektedir ve sadece gözlendikleri bilgisine sahiptirler. Bununla beraber hiçbir mahkum diğeriyle temas edemez ve her bir odada yalnızca bir mahkum bulunmaktadır, birbirleri arasında kalın duvarlar örülmüştür bu model sayesinde gözetmen kuledeki her bir mahkumu kontrol edebilir ancak mahkumlar kendi aralarında bile iletişim kuramazlar. Merkezi kuleye bir gözetmen, çevresindeki dairelere bir mahkum, bir deli, bir hasta kapatılabilir. Bu oldukça düşük maliyetli ve otoriter bir kontrol sistemidir. Bu hapishanedeki mahkumlar gözetmeni görmedikleri için bir noktadan sonra gözetmen olmasa da kontrol edildikleri düşüncesiyle kendilerine koyulmuş olan kuralların dışına çıkamazlar, kaldıkları dairelerin dışarıdan tamamen gözükmesi aslında onlar için bir tuzak gibidir. Bu sürekli kontrol edilme hissi ve bunun beraberinde kurallara uyma uysal olma zorunluluğu getirmektedir. Foucault’ a göre bu insanlar ; “Bir bilginin nesnedir, ama asla bir iletişim öznesi olamamaktadırlar.”

Bu kısır döngüye bir kez girmeniz halinde dışına çıkmanız pek mümkün değildir, bu felsefe özellikle günümüzde her şeyin dijitalleştiği üstün bir teknoloji ile harmanlandığında ortaya daha vahim bir tablonun çıkmasına sebep olmaktadır. Bilim insanlarının yargı sürecine dahil olması ve bir norm, normal insan tanımının oluşmasıyla beraber, anormal-kural dışı bir tanım da ortaya çıkmış ve bu anormal olarak nitelenen insanlar toplumdan dışlanmıştır bu bazen bir suçlu bazen bir deli bazen de bir hastadır. Panoptikon modelinde mahkumlar diğer mahkumlar ile iletişim kuramamaları sebebiyle oldukça yalnızlaşmaktadırlar işte bu sebeple modern yargı sistemi bedene değil ruha baskı uygulayan bir sistemdir. Bu yaşam kapalı kapıların arkasında bir yalnızlıktır, aynı zamanda kuledeki gözetmenin gözünden ise bir gardiyanın bakış açısından çok daha farklı bir durum vardır çünkü karşısındaki insanlar bir grup suçlu ya da mahkumdan öte kontrol edilmesi gereken bir kalabalıktır. Suçlu-gardiyan ilişkisi bu şekilde bir gözetilen ve gözeten ilişkisine dönüşmüştür. İktidar ise bambaşka bir şekle bürünür bireysellikten çıkarılır ve otomatik bir makineye dönüşür bu otomatik makine ise uysal,iyi terbiye edilmiş ve kalıplara uyan “normal” bireylerin oluşmasına sebep olmaktadır. Bu sistemde iktidarda kimin olduğunun ya da yöneticinin kim olduğunun bir önemi yoktur ayrıca bu gözetleme kulesindeki kontrol görevini zaten herhangi bir kişide yapabilmektedir, herhangi bir özel beceri ya da özel bir eğitim gerektirmemektedir zaten burada gözetilen mahkum gözeten ile hayali bir ilişki kurmaktadır ve görmediği bir otoriye inanmaktadır yani Foucault’un tabiriyle mahkum iyi davranmak, hasta tedaviye uymak,işçi çalışmak zorundadır.

Panoptikon felsefesi oldukça derin bir felsefe olup başta Foucault olmak üzere birçok önemli felsefeci ve düşünür tarafından ele alınmış bir konudur, bazı kaynaklar da Bentham’ın bu felsefeyi kurarken Le Voux’un Versailles’te kurduğu hayvanat bahçesini örnek aldığı söylense de Bentham’ın bu konu ile ilgili herhangi bir açıklaması bulunmamaktadır. Ancak Panoptikon’da yapısı itibariyle aynı bireyselleştirme, parçalar ayırma, karakterize etme ve yönetme olgusu vardır ayrıca çok işlevseldir. Bu sistem insanlar üzerinde kolaylıkla gözetleme ve deney yapma olanağı sunar.

Bu sistemde sorgulanan bir diğer soru ise tüm bu durumdan bağımsız olarak ele alınması gereken “aslında kimin mahkum olduğu” sorusudur. Normlar dışına çıkmış olan insanlar mahkum olarak kabul edilirken onları sürekli izleyen/izlemek zorunda olan gözetleyicinin de mahkum olduğu gözden kaçmamaktadır ya da onun da bu düzenin ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeği. Tüm bu durumlardan hareketle günümüzün de en büyük sorunlardan birinin özetidir Panoptikon; yalnızlaşma,hissizleşme ve tepkisizleşme/uysallaşma, çevresiyle diyaloğa giremeyen, kendi iç dünyasında yaşayan ve başka dünyalara karşıda da sağırlaşmış bir birey modeli çıkarır karşımıza. Bir mahkum modern yargılama sistemi yerine ilkel bir sistemde yargılanacak olsaydı suçu işleyip işlemediğine bakılır ve hakim işlediğine kanaat getirirse sonunda fiziksel acı çekeceği bir yöntem ile cezalandırılırdı bu durum övülecek ya da tercih edilecek bir yöntem olmasa da kişiyi sadece kendi düşünceleri ile yalnız bırakma, sonu olmayan bir yalnızlık durumuna sokma ve ruha bu denli bir buhranı yaşatma durumu ne kadar tercih edilebilir bir cezadır işte bu durum sonu gelmeyen bir tartışma konusudur. Bugün modern yargılama sisteminin en sıkı savunucularının bile önemli bir kısmı sistemin evrilmesinin ve yenilenmesinin gerektiğini öne sürmektedir.

Modern hapishane sistemi ile beraber insanı içten içe yiyen uzun yıllar boyunca kendi düşünce ve eylemlerini belki yüzlerce belki binlerce kez sorgulamak durumunda kalacağı ve muhtemelen hapishane ile başlanan serüvenin akıl hastanesi ile biteceği bir döngüde yargılanmak insan onuru açısından ne kadar doğru, bunu maalesef ki değerlendirmek pek mümkün değil. Biz insanlar bize verilen hayatlarımızı yaşıyoruz, bizi eşitleyen şey insan olmamız niteliklerimiz değil, toplumda akli melekeleri yerinde olmayan birçok insanla yaşıyoruz ve burada normların dışında olmaları onları dışlamayı değil aksine onların topluma kazandırılmasını gerektirir. Orta Çağ döneminde Avrupa da akli melekeleri yerinde olmayan insanlar insanüstü bir varlık olarak görülürken onlara ilahi bir varlık muamelesi yapılırken aynı insan modern çağda bu insanlara deli-anormal mualemesi yaparak toplumdan dışlamamalıdır. Bir toplumu ayakta tutan değerler ve kültürün yozlaşmasının sonucudur belki de bu durum. Türkiye açısından bakıldığında bugün çok azda olsa Anadolu’da insanların bu şekilde birbirini dışlamak yerine birleştiğini ve bu şekilde birlikte yaşamayı kabul ederek bir dayanışma ortamı oluşturduklarını , yapıcı bir yaklaşımın sergilendiğini görürüz bu durum elbette kendine ve topluma zarar veren vakalar için bir örnek değildir. Topluma karışabilen ancak bugün tanımlana normun ve normalin dışında kalan insanlar içindir.

Foucault’un teorisine geri dönersek yargılama ve hapishane sistemindeki bu değişim onun açısından insan onurunu yüceltmek adına atılmış bir adım ya da Aydınlama düşüncelerinin bir eseri değildir, Foucault’a göre bu değişim iktidar ve güç dengesinin nasıl değiştiğini bize gösteren bir süreçtir bu süreçte egemen, bir ve tek olan iktidar bu bireyselliğini kaybederek tüm topluma yayılmıştır bu yayılma ise toplumda bireyselleşmeye , ayrılmaya ve yalnızlaşmaya sebebiyet vermektedir bu sayede ise toplum daha kolay yönetilmekte, iktidar ve güç bölünmüş gibi gözükse de aslında daha sağlam bir otorite yapısına sahip olmaktadır.

31.07.2023

Rana Tağıl

Yorum bırakın