“Mademki bedene değil o halde ruha müdahale edilmelidir. Kefaret cezası yerine kalp, düşünce ,irade, ruhsal durum üzerine derinlemesine etki eden bir ceza sistemine geçilmelidir.” Michael Foucault

Charles Dickens ve Victor Hugo’nun kaleme aldığı romanlar başta olmak üzere bir çok klasikte anlatılan uzun yargılama ,cezalandırma ve idam sahnelerini birçoğumuz çok iyi bilmektedir. Bu sahnelerde yargılanan kişinin işlediği suçlar uzun uzun anlatılmakta ardından suçlunun idamından önce yapacağı son konuşma dinlenmektedir, tüm bu yargı sistemi halkın karşısında kalabalık meydanlarda yapılmaktadır. Peki uzun yıllar süren bu yargılama sistemi nasıl günümüzdeki modern hapishane sistemine dönüşmüştür? Ve daha da önemlisi neden dönüşmüştür?
Yukarıda da belirttiğimiz üzere tarihte çok uzun yıllar boyunca yargılama acı çektirmeye dayalı cezalandırma yoluyla olmuştur ancak yaşanan belli olaylar ve halk tarafından verilen tepkiler sebebiyle zamanla daha insani gözüken kapatma sistemine dönüşmüştür yani modern hapishane sistemine. İnsanlar meydanlarda sergilenen bu işkencenin insan onuruna yakışmaması sebebiyle ya da artık daha etik bir yargı sistemine geçilmesi gerektiği için değil, iktidarın daha verimli kontrol mekanizması arayışı sebebiyle bu sisteme geçmiştir. Aslında bu modern yargılama sistemine geçiş bize toplumdaki güç ilişkilerinin nasıl değiştiğini inceleme imkanı sunar.
Avrupa’da Aydınlanma dönemi ile birlikte insanlar mevcut toplum düzeninin, yönetim politikalarının ve tarih akışının sürekli ve kesintisiz olarak ileriye doğru gittiğini savunmuştur ve hâlâ büyük bir kesim bu görüşü benimsemeye devam etmektedir ve aslında bu inanç altında modern yargı sistemi ve modern hapishane sisteminin insan onuruna yakışır yargılama ve cezalandırma düşüncesi altında kurulduğu belirtilir. Büyük meydanlarda ibretlik olarak yapılan yargılamaların günümüzdeki yargı sistemine dönüşmesi, insanlığın Aydınlanma dönemi ile birlikte ileriye gittiğinin göstergesi değildir, daha doğrusu bu bir ilerleme de değildir elbette altında yaşanmış birçok tarihsel gelişme bulunmaktadır. Tarih doğrusal ve sürekli olarak ilerlemez aksine bir süreksizlik ve istikrarsızlık içinde gelişen ve yaşanan olayların bütünüdür. O sebeple ilkel yani ,1. ceza sisteminden modern, yani 2. ceza sistemine geçiş bir ilerleme değil iktidarın yönetme stratejisindeki değişimlerin bir ürünüdür.
Fiziksel Cezalandırma Ve Yargılama Neden Halk Karşısında Yapılıyordu?
Bu cezalandırma (fiziksel şiddet) aslında kralın güç göstergesiydi. Kralın egemenliğinin , tekliğinin ve gücünün halka gösterildiği ve her seferinde güçlenerek tekrar onaylandığı bir tören biçimiydi. Bu törenlerde idam edilmeden önce suçlunun son konuşması da halk tarafından dinlenmekteydi ancak bir süre sonra bu son konuşmalarını yapan ve kaybedecekleri hiçbir şeyi kalmayan insanların söyledikleri sözler halkta sempati uyandırmaya başladı ve bu son konuşmalar yazılarak halk arasında dağıtılmaya başlandı. Bu konuşmalar yayıldıkça Kralın gücünü sergilemek için düzenlenen cezalandırma törenleri mevcut otoritenin gücüne güç katmak yerine bu otoriteyi sarsmaya başlamıştır ve bunun üzerine önce bu konuşmalar sonlandırılmaya ardından açık cezalandırma törenleri azaltılmaya başlanmıştır. Devamında ise bugünün modern cezalandırma sisteminin temelleri atılmıştır, Foucault bunu şu şekilde açıklar;
“Mademki bedene değil o halde ruha müdahale edilmelidir. Kefaret cezası yerine kalp, düşünce ,irade, ruhsal durum üzerine derinlemesine etki eden bir ceza sistemine geçilmelidir.”
Yani yeni şiddet beden yerine ruha uygulanmaya başlanmıştır, bu iktidar ilişkisinin yeni ve daha verimli bir hale geldiğini göstermektedir. Foucault bu yeni sistemden görünmeyen sinsice etki eden disipliner bir iktidar sistemi olarak bahseder. Bu sistemde artık yargıç suçlunun sadece suçu işleyip işlemediğine bakmaz ve yargılama işinin içine uzmanlar, psikologlar, psikiyatristler ,kriminologlar da girer. Yargıcın yanında yargı yapısının içine bu bilim insanları da dahil olmuştur ve bu bilim insanları normal insanın nasıl olması gerektiğini tanımlamışlardır, yani normlar oluşturmuşlardır. Bu normlar temelinde her bir birey gözetlenir, ölçülür, gerekirse ıslah edilir yani düzeltilir. Foucault yargının modern yargılama sistemi ile bir parçası haline gelen bu bilim insanlarını şu şekilde tanımlar;
“Yasa ihlallerini büyük bir cafcafla, bilimsel bilgiler elde edinilebilir nesneler alanına dahil ederek yasal cezalandırma mekanizmalarının yalnızca ihlallere değil aynı zamanda bireylere de müdahale etmelerini meşrulaştırmak; yalnızca bireylerin yaptıklarına değil kendilerinin ne olduklarına ve ne olacaklarına, ne olabileceklerine de müdahale etmelerini meşrulaştırmaktır”
Burada beden yerine modern ruhun yargılanması bu bilim insanlarının ve insan bilimlerinin bir icadıdır. Bilimsel bir nesne gibi ele alınmış olup bilgi ve bilimsel söylem ile şekillendirilmiştir. Foucault’a göre modern hapishane sisteminin amacı bilimsel söylem temelinde normlar oluşturmak ve bu normlar temelinde bireyleri gözetlemek , kayıt tutmak, sınıflandırmak gerektiğinde ıslah etmektir. Bu bir uysallaştırma bedeni iktidara tabii kılma yöntemidir. Ancak bunun en büyük sonuçlarından birisi ise kralın iktidar olmaktan çıkmasıdır çünkü normal insan betimlemesi ve norm anlayışı ile beraber modern yargılama sistemi iktidarı tüm toplumsal ve sosyal ilişki tabanına yaymıştır.
Rana Tağıl
28.07.2023